Buradasınız

Atılgan Bayar kullanıcısının resmi
Atılgan Bayar

Türkiye'nin entelektüel imtihanı

Hiç şüphesiz, yaşadığımız büyük sıçrama anını tarif etmekte güçlük çekiyoruz. 

Bunun bir sebebi, Türkiye’nin yetişmiş kadrolarının entelektüel yetersizliği gibi görünse de, bir başka ve belki de en önemli sebebi, yıkılan cephelerin tezlerinin birbirine karışması.

Büyük bir diyalektik laboratuvarında yaşıyor gibiyiz.

FETÖ ile mücadele ederken laikliğin alanında, Ortadoğu politikamızı yürütürken İslamcılığın alanında oynuyor gibiyiz.

Konvansiyonel aydınlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin eklektik bir doktrin ile ilerlediğini düşünüyor.

Oysa, taşların, kavramların yerine oturduğu; Türkiye’nin kendi tezini yazdığı bir sürecin içerisindeyiz.

Evet laiklik, Türkiye için vazgeçilmezdir. Bunu bir kez daha FETÖ bağlamında gördük.

Ama Türkiye’nin iddiasına ses olan İslamcılık da vazgeçilmezdir. Bunu da hem uluslararası alanda, hem de 15 Temmuz’da direnenlerin kimliğinde gördük.

Hangi laiklik ve hangi İslamcılık’ı tartışacağımız dönemdeyiz.

Bir dinsel grubun siyasal iktidara tasallut etmesinin önünde durabilecek mekanizma laikliktir. Ve biz bu anlamıyla laikliğe sarılmak durumundayız.

Öte yandan, Türkiye’de İslamcılık kültürel ve milli kodların aktivasyonu demektir. Türk İslamcılığını, modernist Siyasal İslamcılık’tan ayıran da budur. Mehmet Akif Ersoy’da sembolize olan İslamcılık, Türkiye’nin İslamcılığıdır ve millidir.

Şimdi, Türkiye’nin İslamcılığı ile Türkiye’nin organik laikliğinin hercümerc olduğu bir evredeyiz.

Bu imtihandan doğacak olan Türkiye’nin yeni doktrinidir ve Dünya’ya barış tesis etmek için teklif edeceğimiz de budur.

Henüz tarif etmeye çalışıyoruz. Teoriyi bir yandan yaşayıp, bir yandan yazdığımız için kavramsal çatışma alanları ile yüzleşiyoruz. 

Ancak, elhamdülillah, başarıyoruz.

2010 yılında, ‘Erdoğan gücünü laiklikten alıyor,’ diye yazdığım zaman çok yadırganmıştı. Ancak FETÖ vakıası bu tezi doğruladı. 

15 Temmuz sabahı, henüz darbe başlamadan, İslamcılar’dan ne istiyorlar, diye sormuş ve Türk İslamcılığı Türkiye’nin direniş noktasıdır, diye eklemiştim.

Aynı günün akşamı, söylemek istediğim, Türkiye’nin bütün sokaklarında tankların karşısında dikilen yiğit insanların profillerinde açıklamasını buldu.

Türkiye’de laiklik ve İslamcılık arasındaki yapay çatışmanın çözüldüğü evredeyiz.

Türk insanının karşısına laiklik diye, deizm tanımı getirilmiş ve Türk insanının reaksiyon üretmesine neden olunmuştu.

Aynı şekilde İslami hassasiyetler de, Türk İslamcılığına değil, modernist Arap İslamcılığına nispet edilmiş ve İslamcılığa karşı bir cephe de üretilmiş ve onun da reaksiyonu yönlendirilmişti.

Geçiyoruz; inşaallah.

Bu adımı, bu entelektüel imtihanı geçtiğimiz anda, zihinlerimizin açılacağı, örneğin Hilafet ile Cumhuriyet’in ve hatta laikliğin hiç de birbiriyle çatışma içinde olmadığını göreceğimiz bir düzleme geleceğiz.

İslamcılığın Türkiye’de Allah’ın emirlerini yorumlamayı kendi tekeline alan ve hatta Allah adına (haşa) hüküm vermeye cüret eden bir siyasal akım değil; milli, organik ve demokratik olduğunu göreceğiz.

Bu imtihan sürecinden ne çıkacak? Teorisi nasıl yazılacak, nasıl adlandırılacak ve dünyaya katkısı nasıl olacak şimdi bilmiyoruz. 

Bildiğimiz; bu imtihanda başarılı olursak;Türkiye’nin ayağındaki bütün prangalardan kurtulacağı ve ürettiği enerjinin heba olmayacağı, nüfuz alanlarında güçlenip, bu nüfuz alanlarının genişleyeceği....

Türkiye’nin ürettiği küresel bu yeni tezi adlandırmak için, rahmetli Erol Olçok’a ‘Büyük Medeniyet’ kavramını önermiştim. 

Biraz belirsiz, ancak sonucu ve iddiası itibarıyla, yeterli bir tanım gibi görünmüştü bana. 

Belirsiz, çünkü Türkiye’nin yazım aşamasında olduğu bir teze sınırlayıcı bir isim vermek,  hem önümüzü kapatır, hem de milletin derin ferasetine asla yetişemezdi.

‘Büyük Medeniyet’ ifadesi, AK Parti tarafından da kabul gördü ve kampanyalarda kullanıldı. Bugün de kimi siyasetçilerin bu kavramı telaffuz ettiğini izliyoruz.

Türkiye’nin yaptığı şey budur. Bir ‘Büyük Medeniyet’ üretmek. Ve bu ‘Büyük Medeniyet’i tamamen kendi genetik kodları ve geleneğinin içerisinden çıkartmak.

Sosyolojik temelde, milletin yaptığı işlem budur.

Siyasetin ve daha önemlisi entelektüellerin ise, şimdi çok önemli bir vazifesi vardır. Milletin yaptığı bu entelektüel işlemi, Türkiye’nin dünyadaki işlevine tercüme edebilecek şekilde doktrine edebilmek.

Gazete sütunlarında, televizyon ekranlarında cepheden cepheye aşık atışması devrini geçtik.

Millet, 15 Temmuz gecesi İslamcılarını demokrasiyi savunmak üzere aktive etti. 

Laik elit kadroların büyük bir kısmı ise, anti-demokratik girişimler karşısında milli demokratik tutumun yanında, din düşmanlığı yapmadan yer aldılar. 

Yani millet üzerine düşeni yaptı.

Sıra entelektüellerin, milletin ne yaptığını anlama ve bunu doktrine etmesine geldi.

Hiç kolay değil, ama başladık...