Buradasınız

Gündem

"Bu iş karakolda biter"

Sürekli nefret pompalayarak kendi tabanlarını kutuplaşmış halde tutmak istiyorlar. Dindarları düşman göstermekten asla vazgeçmeyecekler.

"Bu iş karakolda biter"

12 Aralık 2016, 14:58

HDP, PKK terör örgütü ve onun terör eylemleriyle arasına mesafe koymadığı bir yana söz ve eylemleriyle teröre destek verdiği için eridi. Türkiyelilik maskesi zaten eğreti duruyordu, düştü; başta Selahattin Demirtaş olmak üzere partinin birçok ismi, haklarındaki suçlamalar nedeniyle tutuklandılar. 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ayak sürüyerek Yenikapı'ya giden CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok geçmeden fabrika ayarlarına döndü. Adana'da düzenlenen mitingde FETÖ'den tutuklanan isimleri alkışlattı, örgütle paralel fotoğraflar vermekten geri durmadı. 

Demirtaş, "seni başkan seçtirmeyeceğiz" diyordu, Kılıçdaroğlu da yeni anayasa değişiklik çalışmalarıyla ilgili olarak  “İsterse yüzde 98’le geçsin, tanımayacağız” diyor.

Cengiz Alğan, ülkenin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşadığı kritik süreç ve bu süreçte CHP'nin tavrına dair Serbestiyet'teki köşesinde "Bu iş karakolda biter" başlıklı bir yazı yayınladı.

Darbe girişiminin üzerinden henüz 3 ay geçtikten sonra Ankara'da  “15 Temmuz Darbe Teşebbüsünün Anlamı ve Sonuçları” başlıklı kongrede panelist olarak yer aldığını aktaran Alğan, o panelde hafızasına yer eden cümlenin ise “Bu iş karakolda biter” ifadesi olduğunu aktardı.

CHP'lilerin de olduğu panelde bu cümleyi tarihçi Prof. Cemil Koçak'ın sarf ettiğini belirten yazar, "Cemil Hoca bu değerlendirmeyi, Türkiye’nin siyaseten CHP’de cisimleşen “imtiyazlı” kesimlerinin, 15 Temmuz’da ‘makarnacılar’ın darbecileri durdurmasını asla hazmedemeyecekleri fikrinden hareketle yapıyordu. Önünde sonunda iki kesim bir noktada tekrar karşı karşıya geleceklerdi.
 
Aynen katıldığımı, ancak o gün geldiğinde ‘beyazlar’ın bu kez çok ağır bir yenilgi alacağını ekledim. 15 Temmuz gibi bir badireyi çıplak elleriyle atlatan halkın; on yıllardır ötelenen, horlanan, aşağılanan bu insanların, ellerinin bu defa ‘çıplak’ olmayacağını düşündüğümü söyledim. 

Çünkü eğer kaçınılmaz bir çatışma yaşanacaksa bu bir ölüm kalım meselesi olacak ve halk 200 yıl sonra aralanan bağımsızlık kapısının bir daha kapanmasına izin vermemek için varını yoğunu ortaya koyacaktı. " diye yazdı.

Yazısının devamında ise Alğan şu tespit ve analizlere yer verdi: 

Aradan geçen sürede, muhalefetten bu fikrimi değiştirecek en ufak bir pozitif yaklaşım göremedim. Tam aksine böylesi tehlikeli bir çatışmanın emareleri sayılabilecek söylemler, bu kesimlerde giderek artan bir nefret ve öfke dozuyla dile getiriliyor. 

Hatırlanacaktır: Bu kesimler, daha 15 Temmuz gecesinden başlayarak, direnişi küçümseyen, aşağılayan, “yobazların gövde gösterisi” olarak yaftalayan bir tutumu benimsemişti. 

Sonraki bir ay sokaklarda süren “Demokrasi Nöbetleri” boyunca da bu tutumu sürdürdüler. Darbe girişiminin bir tiyatro olduğundan tutun, darbeyi Erdoğan’ın tertiplediğine kadar akıl almaz tezler ileri sürdüler.
 
Bugün de aynı patikada ilerliyorlar. Erdoğan’ın 7 Ağustos mitingiyle birlikte “Yenikapı Ruhu” olarak kodlayıp toplumdaki kutuplaşmanın giderilmesi çağrılarını karşılıksız bıraktılar. Örneğin, ilk adımı kendisi atarak, siyasetçiler hakkında açmış olduğu tüm davaları geri çekme jestini olumlu bir karşılık veren çıkmadı. 

Şimdi yine 15 Temmuz öncesi olduğu gibi, her olumsuz olayı ve durumu Erdoğan ve temsil ettiği tabana yamamaya çalışıyor, hatta darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ ile yan yana anılmaktan bile çekinmiyorlar.
 
Örneğin, CHP yaklaşan anayasa referandumu kampanyası dâhilinde “Ülkeyi Böldürtmeyeceğiz” mitinglerine Adana’da başladı. 

Sanki değişiklik paketini ortaklaşa hazırlayan AK Parti-MHP ittifakı Türkiye’yi bölmeye çalışacakmış, MHP üniter devlet ve Türklük kavramlarının altını kalınca çizerek değişikliğe razı olmamış gibi. 

Üstelik mitingde Kılıçdaroğlu (sonradan kendi vekillerinin ve eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın da eleştireceği bir uygulamayla) FETÖ’den tutuklu kişileri destekleyen konuşmalar yaptı.
 
Kılıçdaroğlu’nun kardeşi, abisini CHP’yi FETÖ’ye peşkeş çekmekle suçlayarakönce yürüyüş yaptı, sonra açlık grevine girişti. Kılıçdaroğlu ise buna canlı yayında “Cebine para koyup konuşturuyorlar” diye cevap verdi. 

Yani öz kardeşine bile “satılmış” muamelesi yaptı. Oysa CHP içinden de zaman zaman FETÖ’yle ilişkileri eleştiren sesler yükseliyor.
 
Aynı Kılıçdaroğlu, anayasa değişikliği paketi daha meclise bile gelmeden “İsterse yüzde 98’le geçsin, tanımayacağız” diye açık bir meydan okumaya girişti. Yani kendi parti tabanının büyük çoğunluğu da evet oyu verse bile referandum sonuçlarını tanımayacakmış. Bu, apaçık sivil siyasete yöneltilmiş bilinçli bir tehdittir.

Dolardaki yükselişi, sokaktaki "şortlu kadın"a saldırıyı "AK Parti zihniyeti"ne bağlayıp faturasının  “İslamcı kafa”ya çıkarılma çabasının toplumu asıl geren ve kutuplaştıran anlayış olduğunu belirten Alğan, yazısını şu cümlelerle sonlandırdı: 

Sürekli nefret pompalayarak kendi tabanlarını kutuplaşmış halde tutmak, gerginliği sürekli kılmak istiyorlar. Dindarları düşman gibi görmek ve göstermekten asla vazgeçmeyecekler. Ve korkarım ki bu işin sonu gerçekten de karakolda bitecek.  


Ayca Uluhan