Buradasınız

Hasan Basri Karabey kullanıcısının resmi
Hasan Basri Karabey

Suriye'nin geleceği

Suriye halkının yüzde 75’i Sünni Müslümanlar oluşturuyor. Alevilerin nüfus içindeki oranı yüzde 11,  Dürziler’in oranı yüzde 3, Hıristiyanların oranı yüzde 7.8 ayrıca küçük de bir Musevi cemaati bulunuyor. (1)

Sünni Müslümanlar, Araplar, Kürtler, Türkmenler ve Çerkezlerden oluşuyor. Kürtlerin nüfus içinde oranı yüzde 9 civarında, Türkmenler hakkında daha belirsiz istatistikler olsa da nüfusun yüzde 3-6 arasında bir oranı teşkil ettikleri düşünülüyor.  (2)

"ÇOK RENKLİ" AMA DIŞA KAPALI TOPLULUKLARA BÖLÜNMÜŞ BİR TOPLUM

Suriye içinde çok farklı etnik ve dinsel toplulukları barındıran bir ülke. Bölgede bu kadar çok dini ve etnik grubun bir arada bulunması ve varlığım sürdürebil­mesine çeşitli etkenler katkıda bulunmuş.

Bölge, tek tanrılı dinlerin ve farklı inançların doğduğu coğrafyanın kilit noktalarından biri, örneğin 1071’den sonra Türklerin Anadolu’ya giriş kapısı. Tarihi boyunca çeşitli işgallere uğramış, çeşitli hareketlerin merkezi olmuş. zaman zaman çevre bölgelerde siyasi veya dini nedenlerden dolayı zulme uğramış halklar için sığınak görevi görmüş. 

Suriye “çok renkli” bir toplum olmakla birlikte kültürel ve coğrafi nedenlerle içindeki toplulukların birbirleriyle ilişkisi daima sınırlı kaldı. Çoğunluğu oluşturan Sünniler hariç azınlıkların her biri ülkenin belirli bölgelerinde yoğunlaşmış dışa kapalı cemaatler olarak varlıklarını sürdürdüler. 

Albert H. Ho­urani, Osmanlı İmparatorluğu dönemi Suriyesi’ni şöyle tarif ediyor: 

“Yöre, din, aşiret veya dile da­ yalı çok sayıda farklı gruptan oluşuyordu. Genelde bu gruplar dışa kapalı cemaatlerdi. Her biri, kendi kendine yeten ve mensuplarından mutlak sadakat talep eden bi­rer 'dünya' idi. Yan yana yaşamalarına rağmen bu farklı dünyalar birbirleriyle kaynaşmadılar. Her biri diğerine kuşkuyla, hatta nefretle bakardı. Hemen hepsi durağan, değişmeyen ve sınırlıydı. Ancak Sünni alemi, her türlü iç çekişmeyle bölünmüş olmasına karşın, evrensel bir şeye, diğerlerinde eksik olan öz güven ve sorumluluk duygusuna sahipti. Diğer herkes marjinaldi; iktidarın ve tarihi kararların dışındaydılar.” (Arap Dünyasında Azınlıklar)

EMPERYALİZMİN BÖL-YÖNET SİYASETİ

Fransız Mandası, Arap milliyetçiliğinin yükselişini engellemek veya bunu bastırmak için mezhepçiliği bilinçli olarak körükledi. Öte yandan, dini ve milli farklılıklar, özellikler, bu azınlıkların yerel nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu yerlere özerklik statüsü verilmesiyle kamçılandı. Bu politika­nın bir uzantısı da, Alevilerin çoğunlukta olduğu Lazkiye böl­gesi ile Dürzilerin çoğunlukta olduğu Cebel el-Dürüz bölgesi­nin, manda yönetimi altında uzunca bir süre kendi hükümet­leri ile yönetilmesiydi. Resmen özerk ve Suriye Cumhuriye­ti'nden bağımsızdılar. Fransız Mandası altında, Hıristiyanların ağırlıklı olarak temsil edildiği ve Kürtlerin yerel çoğunluğu oluşturduğu kuzeydoğudaki Cezire eyaletine özerklik res­men tanınmadı ancak doğrudan Fransız yönetimi altına girdi ve buradaki Kürtlerin özerklik arzuları teşvik edildi.

Fransızlar, "böl ve yönet" politikasının bir parçası olarak Ale­viler, Dürziler, Kürtler, Çerkezler ve diğer azınlıklardan oluşan özel birlikler kurdu. Bunlar daha sonra “Troupes Speciales du Levant” adı altında toplanarak, asayişin sağlanması ve yerel ayaklanmaların bastırılmasında kullanıldılar. Bu birliklerin te­melde azınlıklardan oluşması Arapça konuşan Sünnilerin duy­duğu kini kamçıladı. Dini ve etnik azınlıklar arası anlaşmaz­lıklar ve iç çatışmalar Fransızların bir aşiret reisini bir başkası­na karşı oynamasıyla daha da körüklendi.

Böl-yönet siyasetinin özü, herhangi bir cemaatin ya da topluluğun merkezi otoriteyi tehdit edecek güce sahip olma­sını engellemeye dayanır.  Çoğunluğu oluşturan Sünnilerin ve özellikle Sünni Arapların ordudan ve devlet mekanizmalarından uzak tutulması sömürgecilikten beri sürdürülen bu siyasetin gereğiydi.

Erlerin ve daha sonra subayla­rın, öncelikle başkentin uzağında yaşayan aşiretlerden, azınlık gruplarından, özellikle de bağımsızlık emeli beslemeyen grup­lardan seçilmesine dikkat ediliyordu. Bu gruplar genelde eko­nomik açıdan az gelişmiş yörelerden geldikleri için, ordunun sağlayacağı olanaklann cazibesine kapılıyorlardı. 

Öte yandan Fransız işgali sırasında Arap milliyetçiliğinin öncülüğünü yapan Sünni Arap zengin toprak sahipleri ve tüccar aileler, emperyalist Fransız çıkarlarına·hizmet etmiş olmamak için oğullarım, subay olarak bile askere göndermediler. Bu, azınlıkların Suriye Silahlı Kuvvetleri'nde güçlü bir şekilde temsil edilmesine dolaylı olarak katkıda bulundu.

Özetle günümüz Suriyesi’nde ordunun ve devletin küçük bir azınlığın elinde bulunması sorunu, büyük oranda Fransız emperyalizminin kendi çıkarları için gerçekleştirdiği düzenlemelerin sonucu ortaya çıkmış oldu.

Bu ‘çarpık’ yapı. Suriye'nin bağımsızlığım kazanmasından ve özellikle Ba­as'ın 1963'te iktidarı ele geçirmesinden sonra da sürdü. 

1963’ten itibaren Alevilerin yoğunlukla yaşadığı Lazkiye bölgesinde çarpıcı bir büyüme ve gelişme görüldü. Alasdair Drysdale gibi bağımsız gözlemcilerin işaret ettiği gibi bu büyük oranda hükümetin Lazkiye ve Dera’yı ‘kayırmasından’ kaynaklanıyordu.

1963 devriminin hemen ertesinde Aleviler büyük bir heves­le eğitime yöneldiler. Bunu, iktidarı ele geçiren ve dindaşları olan Baasçılar sayesinde yapabildiler. Giderek daha fazla Alevi, burslardan yararlanarak yüksek öğrenim görmek için yurtdı­şına gitmeye, doktor, mühendis, avukat ve profesör olmaya başladı. Böylece 1990'lara gelindiğinde, çeşitli meslek grupları ile devletin üst düzey kadrolarında sayıları büyük oranda ar­tan Aleviler, Sünni ve Hıristiyan aydın kesimi ile rekabet eder, bazen de onların yerini alır duruma geldi. Suriyeli yazar Mahmud Sadık, Alevilerin hakim olduğu Baas yönetiminde, Suriyeli makamların yabancı bursların dağıtımında veya diplo­mat olacak adayların seçiminde bazen Alevileri belirgin bir şe­kilde kayırdıklarına işaret ediyor. Büyük nüfus merkezlerinde­ ki önemli okullara öğretmen atanırken de Alevilerin tercih edildiği belirtiliyor. Aynı durum, 'tarih, milliyetçi ve sosyalist eğitim, sosyal bilimler ve felsefe' gibi siyasi açıdan önemli derslere atanan öğretmenler için de geçerliydi.

Öte yandan 1970'li yıllarda, Lazkiye, Tartus, Baniyas ve Cebele gibi önemli sahil kentlerinde Sünniler çoğunluktayken, hızlı bir ‘Alevileşme’ süreci sonucunda, 1990'larda çoğunluğun Alevi­lere geçtiği belirtiliyor. Benzer bir ‘Alevileşme’ süreci de Şam'ın kenar semtlerinde gözlemleniyordu.(3)

SURİYE’NİN ÇÖKÜŞÜNÜN İKİ SORUMLUSU EMPERYALİZM ve MEZHEPÇİLİK

Suriye’de iktidara gelmesinin önü bizzat Fransız emperyalizmi tarafından açılan ve mezhepçi bir yaklaşımla iktidarını sağlamlaştıran Baas/Esed azınlık rejimi, ülkenin demokratik süreçler yaşayarak normalleşmesini her seferinde zorla bastırma yolunu seçti.

Suriye’nin kanlı bir iç savaşın içine sürüklenmesinin nedeni de bu oldu. 2010’da Tunus’ta başlayan, 2011’de Mısır’a sıçrayan ‘Arap Baharı’, Mart 2011’de Suriye’de de karşılık buldu.

‘Suriye Baharı’, başlangıçta Sünni ve Alevilerin yanı sıra Kürtleri ve Hristiyanları da saflarına çekmişti. Eşitlik, özgürlük ve sosyal adalet taleplerinin yanında, “Suriye halkı birdir” sloganı bu birliğin güçlü bir ifadesiydi. Baas rejimi uluslararası ittifaklarının da yardımıyla ve bir dizi mezhepçi taktik uygulayarak mezhepçi bir iç savaşın önünü açtı. DEAŞ, Suriye’de böyle bir ortamda güç kazandı.

ESED’Lİ ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL

Mezhepçi bir azınlık diktatörlüğünün iktidar hırsı yüzünden iç savaşın içine düşmüş Suriye, buradan ortak bir çıkış yolu bulabilir mi?

Uzayan iç savaş bu seçeneği her geçen gün biraz daha zayıflatıyor. Enerji kaynaklarının dağıtımı açısından stratejik bir kavşak olması yüzünden neredeyse bütün küresel ve bölgesel güçler savaşın parçası olmuş durumda, bu sorunu daha da çetrefilleştiriyor.

Tüm bunlara rağmen Suriye’de bir çözüm seçeneği şekillenecekse, bu Esed yönetimiyle değil, onu devirerek, devre dışı bırakarak gerçekleşecek. Çünkü sorunun kaynağı çözümün parçası olamaz.

Notlar:

  1. Bkz.https://en.wikipedia.org/wiki/Demographics_of_Syria
  2. Bkz.http://bit.ly/suriye-turkmen-nufus
  3. Buradaki bilgiler ve daha fazlası için, Nicolaos Van Dam, Suriye’de İktidar Mücadelesi, İletişim yayınları.