Buradasınız

Sadık Şanlı kullanıcısının resmi
Sadık Şanlı

Halep’in düşmesiyle her şey bitti mi?

Halep, akşam saatlerinde rejim güçleri ve müttefikleri tarafından tamamen ele geçirildi.

Ardından da, Doğu Halep'teki muhalifler ile sahadaki Rus askeri unsurları arasında yapılan temaslar neticesi bir ateşkesin sağlandığı haberi geldi.

Ateşkes kapsamında; ilk etapta sivillerin, ardından muhalif grupların İdlib istikametinde şehri tahliyeleri konusunda bir mutabakat söz konusu olduğu açıklandı.

Mutabakat kapsamında üzerinde uzlaşılan “İdlib istikametinde şehrin tahliyesi” ifadesi önemli.

Zira bir önceki ‘Halep, hesaplar ve tarihin hükmü’ başlıklı yazımızda, görüştüğümüz bir Suriye Ulusal Koalisyonu (SUK) yöneticisine dayanarak şu ifadelere yer vermiştik:

“SUK yetkilisi, çok çarpıcı bir tespitini de paylaştı. Halep üzerinden rejim ve uluslararası aktörlerin “Suriye içinde bir Filistin inşa etmeye çalıştıklarını” belirtti. 

Suriye’nin Gazze’si” olarak İdlib’i tasarladığını, muhalif unsurlar için burayı düşündüğü; pasif konumdaki Suriyeliler için de bir “Ramallah oluşturmak” adına şu an örtülü bir ateşkesin sürdüğü Dera’nın seçildiğini ifade etti.”

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Suriye’de muhaliflerin kalesi olan Halep’in düşürülmesi, gerek moral-motivasyon, gerek ise sonraki hedefleri doğrultusunda Esed rejimi ve müttefikleri açısından son derece önemliydi.

Muhaliflerin tekrar toparlanarak Halep’i alma ihtimalleri dışında ise şehrin geleceğini bekleyen iki güçlü ihtimal var.

İlki, ülkede 3 milyona yaklaştığı tahmin edilen Nusayri nüfusun bir bölümünün Halep’e kaydırılarak, şehrin büyük oranda Sünni Türk ve Araplardan oluşan doğal dokusunun kalıcı olarak değiştirilmesi girişimi olacaktır.

Nusayriler dışında, şehrin doğu kısmının ABD tarafından PYD-YPG güçlerine verilmek istendiği bilgisini de yine SUK yöneticisinin ağzından önceki yazımızda paylaşmıştık.

Nusayri ve seküler Kürt unsurların yanı sıra Afrin, Lazkiye ve rejimin kontrolü altındaki diğer bölgelerde mülteci konumundaki yerli Haleplilerin bir kısmının da şehre dönmesi muhtemel.

Ortaya çıkacak bu yeni demografi ise Türkiye’nin doğal bir uzantısı konumundaki Halep’in büyük oranda Türkiye’nin nüfuzundan çıkacağı anlamına gelecektir.

Fakat Nusayri ve seküler Kürt unsurların baskın olduğu bir Halep’in oluşturulabilmesinin önünde de engeller bulunuyor.

Zira gerek Nusayriler gerek ise PYD-YPG kontrolündeki Kürtler, ülkede belli bölgelerde toplanmış azınlıklar konumundalar.

Mevcut güçlerini ise büyük oranda ‘ülkenin belli şehirlerinde oluşturdukları bu yoğunluğa’ borçlular.

Halep ya da başka şehirlere nüfus transferleri ise bulundukları bölgelerdeki güçlerini yitirmelerini beraberinde getirir ki, bu dağınıklık halini istemeyeceklerdir.

Diğer ihtimal ise toplu yıkıma maruz kalmış Halep’in yeniden inşa edilmemesi ve bölgenin insansızlaştırılmasıdır ki, bu durum kalan son nüfusun tahliyesiyle birlikte kısa vadeli de olsa mümkün görünmektedir.

Diğer yandan, ortada rejimin kontrolünden çoktan çıkmış bir iç savaşı konuştuğumuzu unutmamamız gerekiyor.  

Gerek Esed rejimi gerek ise müttefiki Rusya ve İran, son sözü söyleyecek tek aktör değiller.

Dolayısıyla, Halep ya da Suriye üzerinde kendi mühendisliklerini uygulama noktasında tek belirleyen olmayacaklar.

Tarihe ‘Amerikan siyasetsizliği’ vurgusuyla geçen Obama dönemi sonrası, yeni Başkan Trump’ın Suriye konusuna nasıl yaklaşacağı, Suriye’de fiili durumu belirleyen önemli etkenlerden biri olacak.

Öte yandan, Türkiye’nin Fırat-Kalkan operasyonunda bundan sonrası için neler tasarladığı da önemli bir gösterge oluşturacak.

Bu noktada, Halep’in geleceğini de ilgilendirmesi açısından ve son derece mümkün görünen şu dört başlıkta yaşanacak gelişmeler önemini koruyacak:

  1. Her geçen gün muhalefetin daha da güçlendiği İdlib’in geleceği, rejimin eline geçip geçmeyeceği.
  2. Türkiye’nin Fırat-Kalkan operasyonunu sürdürdüğü bölgede elde edilecek kazanımlar ve buradaki muhalif unsurlarla nizami bir ordunun oluşturularak, yeniden güçlü bir mücadelenin başlatılıp başlatılamayacağı.
  3. Kurumsal muhalefetin yeniden güçlü bir şekilde yapılandırılıp yapılandırılamayacağı.
  4. Türkmen ve Kürt dağlarını da içine alan sahil cephesinin muhalifler tarafından yeniden açılıp açılamayacağı.

Sahadaki askeri dengeyi sağlamadan, siyasi çabaların netice getirmeyeceği aşikar.

Önümüzdeki aylarda bu başlıklarda yaşanabilecek gelişmeler, Suriye’deki gidişatı değiştirebilme potansiyeliyle son derece önemli.    

Öyle ki, birinde yaşanacak muhalefet lehine bir gelişme dahi, rejimi ve müttefiklerini paniğe sevk etmeye yetecektir.

Gelinen noktada, Halep şimdilik düşmüş olsa da, bu durum her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.

Zira Suriye’de savaş bitti ve taraflardan biri kazandı dememiz için henüz çok erken.